‘Kategorisiz’ Kategorisinin Arşivi

Okulda ilk ay

October 23rd, 2015

Vay be zaman nasıl geçiyor. Barış yeni okuluna başlayalı neredeyse 1 ay oldu. (Kartal Hasanpaşa İlkokulu ) Çok hızlı bir adaptasyon dönemi yaşadı. Zaten 18 aylık olduğundan beri okul konusuna aşina olduğundan farklı bir sonuç beklemiyordum. Ama bu ilkokul. Yani ana sınıfına hiç benzemiyor. Üstelik bir de yeni bir yere taşındık. Hiç kimseyi tanımıyordu bu yeni okulda.

ilk bir hafta adettendir anneler kapıda dizilir. Zil çalana kadar beklerler. Her tenefüs çocuğa bir görünülürler falan. Ben de bekledim elbette. İlk gün sınıfa çıktım. Ama sonra Barış bey kendi daha zil çalar çalmaz bahçeye fırlamaya başlayınca sınıfa çıkamaz oldum. Çünkü beyefendi daha ilk günden kendine arkadaş bulup onlarla takılmaya başladı. Ben gene klasik annelik görevimi yapacağım ya güyya, “oğlum gel okulu gezelim birlikte. kantin nerede, tuvaletler nerede göstereyim” dedim. Bizimkinin verdiği cevap “anne ben biliyorum hepsini. aşağıda spor salonu var biliyor musun ?” oldu. Te allahım. Yaw bi dur çocuğum ben de bişeyler yapim. Yok o kendi zaten halletmiş.

Hal böyle olunca 3. gün sordum “hayatım seni bekleyeyim mi yoksa çıkışta mı geleyim” . cevap: ” Sen bekleme anne” oldu. Yani 3.  günden postaladı beni sıpa okuldan. 2. gün de sormuştum ve biraz tereddütle “kal” demişti. ama 3. gün tamamdı artık.

İlk hafta okula bırakırken sınıfa kadar ben çıkardım. Nedeni de diğer annelerin hepsi öyle yapıyorlar ve çocuk kendini kötü hissetmesindi. Ama 1 haftanın sonunda daha okulun bahçesine girdiğimizde bir arkadaşı Barış’ı görüp hiç bir şey söylemeden kolunu omzuna atıp direk okula yöneldiklerinde o da bitti. Barış’ı durdurup zorla bir öpücük koparmasam dönüp bakmayacaktı bile bana. Eşek nolcak 😛

Keza yemekhane olayı da aynen bu şekilde gelişti. Sınıfta sadece 3 kişi yemekhaneye iniyor. Bu nedenle ilk gün ben indirmek istedim yemekhaneye. Güyya anlatacağım nasıl olacağını. Yaw çoktan yemekhaneyi keşfetmiş bizimki. Ama gene de anneliği elden bırakmadım. Gittik birlikte yemeğini yedi falan. Sonra ki gün de gittim indireyim diye. bizim ki elini yıkamaya gitti ve gidiş o gidiş. Bana söylemeden inmiş aşağı yemeğini yemiş sonra da hop bahçeye. Anne beklesin dursun sınıfta.

Böyle manevralar olunca artık hiiç oralı olmuyorum. Nasıl olsa artık okula iyice alıştı. Şimdi ki popüler konu ödevler. Neyse ki insaflı bir öğretmenimiz var. günde 3-4 sayfa ödev veriyor sadece. Yarım saati geçmiyor ödev yapmamız. El yazısı zor evet. hatta itiraf ediyorum bana bile zor. Ama neyse ki (gerçekten şükür çünkü şüpheliydim) üstesinden geliyor. İnce motor kasları anaokulu sayesinde oldukça gelişmiş. Bu nedenle çok da zorlanmıyor. Ama hiç anaokuluna gitmemiş bir çocuğun bu kadar ayrıntılı bir yazıyı yazması mümkün değil. Bu konuda zaten çeşitli kampanyalar da var. Ülkemizde ne kadar doğru el yazısı bu tartışılıyor.

Gelelim kantin mevzuna. Kantin bir facia. Yani güyya milli eğitim bazı kısıtlamalar getirdi. Denetleniyor. Ama gelin görün ki kantinde inanılmaz zararlı şeyler var. Hamburger, sosisli, sucuklu tost, her tür şeker, çikolata, meyve suyu. En kötüleri de markalarının ne olduğu belli olmayan oyuncaklı şekerler. Bir vampir diş modası vardı ilk haftalar. Bütün çocuklar o şekerden alıp ağızlarına da nasıl bir maddeden olduğu belli olmayan plastik dişleri takıp gezdiler. Bizimki de ilk hafta almadı. (bu arada hergün 1 lira harçlığı var. bu konuya sonra geleceğim) Ama sürekli söyledi. Sonra “Anne biliyorum şekeri kötü ama alsam, şekerini atıp dişi taksam olur mu ? ” dedi. Ne cevap verirsiniz ? Elbette ki mecburen “olur hayatım. Ama o plastik de zararlı olabilir. Lütfen çok uzun süre oynama onla” dedim. Aldı ve hemen ilgisini kaybetti. Ama izin vermesem cazip hale gelecekti.

Bu kantindeki zararlı şekerler ve maddeler konusunu Barış ile konuştum. Neredeyse bütün arkadaşlarının harçlığı var ve hiç bir kuralları da yok. Kantinden istediklerini alabiliyorlar. Hal böyle olunca Barış da ikilemde kalıyor. İlk hafta bir kaç kere kötü sakız ve kötü şeker aldı. Eve gelince ya aldığı şekeri bana gösterdi yada kabını. Yiyebilir miyim dedi. Ben de “hayatım bunların zararlı olduğunu biliyorsun. Çok yemek istiyorsan ye. Ama çok fazla yersen zarar verir sana. Sen karar ver olur mu ne kadar alacağına” dedim. Oda bana “anne benim haftada bir gün abur cubur günüm olsun (zaten bizde böyle. ama bu güne artık kendi karar veriyor) ben alayım o gün bunlardan ama başka gün alamayayım olur mu ?” dedi. Yani böyle anlaştık. Ben her gün soruyorum bu gün ne aldın kantinden diye. Oda gerçekten az zararlı olduğunu düşündüğü şeyleri alıyor. Şu aralar çubuk kraker ona masum gelen. her gün onu alıyor. Ama bu kantin olayına bir el atmam gerekecek.

Okul Aile Birliği ile konuştum. Bu konudan onlar da rahatsız. Daha sonra müdür ile görüşeceğiz. Bu arada dayanamadım burada da okul aile birliğine girdim 😛 Ama asil üye değilim. Denetçiyim sadece :)) Bakalım bu kantin konusunda umarım en azından bir parça başarılı olabilirim.

Posted in  Günlük, Kategorisiz   No Comments »

Canım oğlum

October 13th, 2014

Henüz 6 yaşına bile girmemiş olmana rağmen, senin hakkında övgü dolu sözle duyuyorum. Bugüne kadar bu övgüler yakın çevremden ve öğretmenlerinden geldiği için açıkçası çok da önemsemedim. Bütün çocukların bu şekilde övüldüğünü düşündüm hep. Ama bu aralar yeni başladığın okulundaki annelerden tek tek senin ile ilgili minik hikayeler duyuyorum. Ne kadar duygu yüklü olduğun, hassas ama aynı zamanda koruyucu olduğun, yaşından çok çok daha olgun olduğun hakkında. Zayıf ve korkan arkadaşına yardım ettiğin, oyuncak değiş tokuşuna ön ayak olup sorumluluk aşıladığın, kedilerinden ablam abim diye bahsedip hayvan sevgisini öğrettiğin, haksızlığa asla gelemeyip hep haksızlığa uğrayanı koruduğunu anlattılar. İnanılmaz gurur duydum canım oğlum. Seni çok seviyorum. Her zaman da seveceğim. Bu övgüler sevgimi arttıramaz çünkü seni her koşulda zaten çook seveceğim ama açıkçası bu gün ilk defa gururdan gözlerim doldu. Hep böyle kal olur mu 🙂

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Atatürk Arboretumu

July 26th, 2014

Yeşil minik bir kaçamak. Biz çok beğendik. Bir kaç km orman yürüyüşü ve sonrasında gölde dinlenmek. Sarıyer tarafına yolu düşenlere tavsiye ederim. Gerçekten insanı dinlendiriyor. Üstelik artık haftasonları da üye olmayanlar girebiliyor.

Yol tarifi:

https://www.google.com/maps/preview?ll=41.178546,28.99196&z=14&t=m&hl=en-US&gl=US&mapclient=embed&cid=4147754809230111440

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Şile Çadır kamping macerası

July 13th, 2014

1,5 aydır, 3 günlüğüne denize kıyısı olan, kısa mesafede bir kamp istiyorduk. Ama haziran ayında hava her haftasonu bozduğu için bir türlü gidemedik. Sonunda havanın düzeldiği ilk haftasonunda yani temmuzun ortasında muradımıza erdik. Şile de Sahil Kamp istanbul‘u seçtik. Cuma saat 10:00 da çıkmayı planlayıp gene saat 11:00 de evden çıktık. Kampa vardığımızda saat 13:00 olmuştu. Havanın mevsim normallerinin 7 derece üstüne çıktığı gün olduğunu düşünürsek, öğlenin ortasında çadır kurmak için cebelleşmenin ne kadar sancılı olacağını hesap edememişiz. Saat 14:00 de çadır kurulmuş herşeyi hazırlamıştık. Ama gel görki Yıldıray da ben de nerdeyse baygınlık geçirecektik sıcaktan. Üstelik çadırı kurduğumuz yer çam ağaçlarının altıydı. Yarım saat “ay nefes alamıyorum” ” oy başım çatlıyo” sızlanmalarından sonra ikimizde gölgeye kaçıp birer de ayran içince kendimize geldik.

İlk gözlemimiz, inin cinin top oynadığı idi. Hatta Yıldıray ” bu kadar tenha yerde ben durmam” dedi. Ben her zamanki polyanna tavrım ile “Bugün cuma. Daha insanlar işte. Akşam dolar” dedim. Ama bir yadan da kimse gelmezse Barış çok sıkılır diye de düşünüyordum. Çocuk olmazsa kampın anlamı kalmazdı ki. Kamp demek bizim için özgürlük demek. Barış arkadaş bulacak. Deli tepelek oynayacak, biz de onu hiç dert etmeden keyif çatacağız. Kamp dediğin budur 🙂

Cuma gecesi, harika bir dolunay vardı. Yürüyüş yaptık, Kayalıklara çıkıp güneşi batırdık. Dalgaları dinledik falan. Barış yatıncada ateş başı keyfi yaptık. Tenhalığın keyfini sürdük. Cuma gecesi insanlar akın akın gelmeye başladı.

Cumartesi günü, o tenha dediğimiz yer iğne atsan yere düşmeyecek hale geldi. Ramazandan dolayı boş olur diye hayal ettiğimiz yeri meğer ramazan hiç etkilemiyormuş. Barış arkadaşlar buldu. O andan sonra sadece yemek yemesi için çağırıldı. Gerisinde karabatak gibi bi göründü bir kayboldu.  Kalabalık sadece iki şey dışında çok da rahatsız etmedi aslında bizi. Motorcu bir guruptaki gür sesli, ota boka bağıran abi ile şeltoks ailesi. Motorcu abiler benim kabulüm. Sonunda onların da mekanı kamp. Ama çadır kampa gelip, eline şeltoks şişesini alıp, çadırın etrafına bir şişe şeltoksu boşaltıp sonra hızını alamayıp 10 dk sonra ikinci tura da başlayınca, ben de şalter attı. Görevliye gidip “böcek ilacı sıkıyorlar.” diyince gidip uyardı eleman. üçüncü turu olmasını böylece engelledik sanırım. Ben o andan itibaren mimledim ya o aileyi artık ne yapsalar boş. Bir de üstüne 5-6 yaşlarında oğlullarının eline ipad verdiler tam oldu. Yaw arkadaşım sizin ne işiniz var çadırda. Gidin alışveriş merkezine. Hem orada böcekte yoktur. Bol bol elektrik akımı ve radyasyonda var. Doya doya beslenin değil mi ? Çok kızdım çok 🙂 Neyse zaten cumartesi akşamı gelip pazar öğlen olmadan gittiler. İlginç bir aileydi yani.

Neyse işin özü Sahil Kamp İstanbul, elemanlarının içtenliği, mekanın İstanbul’a yakınlığı, kum plajı ve çam ağaçlarının altına çadır kurulabilmesi ile gidilesi bir yer. Ancak biraz bakımsız. Elemanlar ellerinden geleni yapsa da hijyen takıntısı olanlara tavsiye etmem. İstabul da hem ağaç hem de deniz olsun diyip de gidebileceğiniz başka yer varsa denerim, raporumuda veririm 🙂

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

23 Nisan ektinliklerinden kareler

April 25th, 2014

Sabah okulda gösteri vardı. Oğlum çook güzel yaptı dansları. Sonrasında ise Yedikule Hayvan Barınağındaki çocuk şenliğine gittik. Bir sürü harika etkinlik vardı. Hepsine katıldı Barış. Çok da eğlendi. Ama en çok barınağın içine girip köpekleri tek tek hiç birini atlamadan severken mutlu oldu. Ben de tabi ki 🙂

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Vee tatil bitti

February 10th, 2014

Anne kişisi, işi gücü bırakıp oğlu ile gezmedik yer bırakmadı. Havanın buz gibi olması da durduramadı. Piknikler yaptık, uzun doğa yürüyüşlerine çıktık, müzeye gittik, sinemaya gittik, buzpateni yaptık, etkinliklere katıldık, bol bol parklardaydık. Çocuk kişisi ise gezmeye doymadı. Ne ernerjiymiş tüketemedik gitti
Gezdiğimiz yerlerden bir kaçı

polenezkoyPolenezköy yürüyüş parkuru ve piknik park:
Tatil olur olmaz, babayıda alıp gittik polenezköye. Havanın tek yumuşak olduğu günü seçtik. İyi ki de gitmişiz. Toplam 10 km yürüdü Barış doğada. 5 km yürüyüş alanında yürüdük. Acemilikten arabayı yürüyüş parkurunun başına koyup bitişe yürüdük. Meğer Belgrat gibi daire çizmiyormuşuz. Başlangıç ile bitiş arasında da 2 km yol varmış. 5 km yürüyüş parkurundan sonra 2 km daha dolanıp arabanın yanına gitmemiz gerekti. Yürüyüş parkurunun sonunda Barış “anneeee ayaklarım ağrıyoooğğ” diye inlesede gaddar anne ve baba dalga geçip durdu çocukla 😛 Arabaya gitmeden yarım saat bir çay ocağı bulup dinlendik, arabayı parkettiğimiz yere yürüdük. Arabayı alınca piknik park a gittik. Orada da nerden baksan 3 km yürümüşüzdür. Beni rahatsız eden bir kaç kafese kapatılmış hayvan dışında çok sevdik orayı. Serbest dolaşan tavuzkuşları, tavşanlar, tavuklar, köpekler ile çok güzel bir yer. Minik göletinde kürek bile çekti baba oğul.

Keşke küçük kafeslere kapatılmış, tavşan, rakun ve boğa yılanı olmasaydı. Özgür olsalar (boğa yılanı hiç orada olmasa. Doğasına uygun değil hayvancağızın) çok daha huzurlu bir yer olurdu. Ama biz gene de çok keyif aldık.


buzpateniİstanbul Modern:
Kankası Arda ve Zeynep teyzesini de alıp İstanbul Modern e gittik deniz yolu ile. Çocukların ağzı açık bir oraya bir buraya sürüklenmeleri çok keyifliydi. Mini filmler, tablolar, heykeller çok ilgilerini çekti. Kah kahkaha attılar, kah kafaları karıştı. Dokunmak yasak kuralına uysalar da gene de dışarıdaki heykele dokunamamak onları oldukça üzdü. Keşke dokunmalarının yasak olmadığı küçük bir alanları da olsaydı.

 

Buzpateni:
Doğa anneler sağolsun, bu sefer de buzpateni için toplandık. Metro city de buzpateni yaptı çocuklar 1 saat. Anneler , Başak ve Müge hariç piste çıkmaya cesaret edemese de, çocuklar çok eğlendiler. Düşe kalka kaydılar. Barış yarım saat kadar özel öğretmeni ile alıştırma yaptı. Sonrasında kızlara maskaralık yapıp durdu. Bir daha ki buzpateni macerasını Optimum da yapmaya karar verdik. Çünkü Metro City de hem pist çok iyi değildi, hem de çocuklara hiç koruma takmadılar. Hiç değilse bir kask bekledik doğrusu. Optimumda kask ve eldiven veriyorlar çocuklara. Hem de pist daha düzgün. Bir daha kine artık..

Yıldız Parkı:
Kim demiş kışın piknik olmaz diye. Buz gibi havada, tam 7 anne, 1 baba ve 10 dan fazla çocuk gittik Yıldız Parkına. Çocuklar sürekli koşturdukları için hiç üşümeyip aksine montları çıkarsalarda anneler oturmaktan resmen donduk. Neyseki Hakime üşenmemiş hem bebeğini hem piknik tüpü kapıp gelmişti. Çay içerek ısındık biraz. Ama halimiz görülmeye değerdi doğrusu. Çocuklar koşturuyo analar ellerinde çay, atkılar bereler titriyo, üşüdükçe masadaki yiyeceklere saldırıyorduk. Ama gene de bol kahkahalı çok güzel bir gündü.

Özgürlük parkı, Çengelköy havuzbaşı, Bebek parkı:
Gene hava soğuk ama olsun parkda oynamak gibisi var mı ? Bol bol park yaptık oğlum ile.
Sinema: İlk 3 boyutlu film deneyimi
Aslında 6 yaşdan önce göz sağlığı için önermiyorlar pek 3D film ama dayanamadık. Buzlar ülkesi gerçekten çok keyifli bir filmdi. Müzikleri hikayesi oldukça hoştu. Barış ağzı açık izledi.

Vee artık tatil bitti. Şimdi annelerin tatili başlıyor …

 

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Karavan macerasi basliyor

August 3rd, 2013

Bu sene bir cesaret geldi bize. Tatilimizi karavan kiralayarak yapmaya karar verdik. Dun karavanimizi alip test surusu yaptik. Aksam oldukca zahmetli yerlesme faslini bitirdik. Butun eksikleri listelemis ve daha onceden hazirlamis olmama ragmen, araca tasimak, dolaplara yerlestirmek bizi oldukca yordu.

Sabah saat 7 de yola cikacagiz diye plan yaptik. Ve tabiki uyamadik. Saat 6:30 da kalkmam da pek ise yaramadi. Gene saat 8:00de yola cikabildik. Ama daha yola cikarcikmaz, binbir emekle hazirladigim rota ve gezilecek yerler listemi evde unuttugumuzu hatirlayip tornistan eve donduk. Daha dogrusu oldukca keskin bir donus yaptik. Oyleki buzdolabinin kapagi bu donuse dayanamadi ve acili verdi. İcindeki hersey de yerlere sacili verdi. Bir cok sey plastik kaplara konmustu ama recel cam kasedeydi. Her yer visne recelinin tadina bakti. Bin bir kufur ile yerler temizlendi. Dolabin kapagi koli bandi ile sabitlendi. Eve gidilip haritalar alinip saat 7 de cikilmasi gereken yola saat 9:30 da cikildi.
Benim sinirler tepemde kufur ederken bir de emniyet kemerinin calismadigini farkedince iyice gerilen sinirleri pasiflore ile dengelemeye calisildi. Ama nafile elbette. Uzun sure burnumdan soludum. Neyse ben kelle koltukta giderken barisin keyfi yerindeydi. Cunku beyefendi ozel dvd sefasi suruyordu. Tekirdaga gelene kadar 2 film bitirdi. E tabi bizim ataturk ormaninda piknik saat itibarinile suya dustugu icin tekirdagin meshur koftelerini tatma firsatimiz oldu. Hatta pismemis koftede alip attik dolaba.
Yolun bundan sonrasi keyifliydi. Sinirim yatismis, etrafi seyre dalmistim. Aracta klima olmamasi da saat 2 ye kadar bizi rahatsiz etmedi. Ama gunes onden gelince biraz isinmadik degil. Gene de dayanilmaz degildi.

Geliboluda sehitlik gezme planimiza uymak icin gelibolu merkeze girdik. Ancak muhtesem internet bilgileri sayesinde aslinda rotamizdan cikmasak bile sehitlikleri gezebilecegimizi biraz gec ogrendik. Olsun gec olsun da guc olmasin diye, gelibolu milli parki tanitim ofisine ugrayip harita ve bilgi aldik. Meger zaten konaklamayi planladigimiz kabatepe orman kamp alanina cok yakinmis sehitlikler. Saat 4:30 olunca bizde kabatepeye gidip yerlesip denize girmeyi tercih ettik. Boylece yarin rahat rahat gezebilecegiz oralari.

Bu arada orman kampina girdik ve ben aslinda emniyet kemerinin bozuk olmadigini sadece bir dugmeye yanlislikla bastigimi farkettim. Yani onca yol kemersiz, kendimi boslukta hissederek bosuna gerilmisim. Neyse gene gec olsunda guc olmasin dedik.

Kabatepeyi cok begendik. Cam agaclarinin altinda bir yer verdiler karavanimiza. Elektirik de aldik. Tuvalet zaten arac icinde mevcut. Gerci oldukca ufak ama olsun bize yetiyor.

Yerlestikten sonra hemen denize attik kendimizi. Deniz piril piril. Baris costu tabi. Saat 7 ye kadar kumsalda dinlendik. Barisin ” hayir donmuycem karavana burada kalicam.” cigliklari esliginde denizi terkedip karavana donduk. Evde hazirladigim yemeklerin faydasini fazlasi ile gordum. O kadar yorgunlugun ustune yemek yapmaktan sadece bir makarna yaparak kurtuldum. Keyifli yemek ve sonrasinda fenerlerle kesif gezimizden sonra baris bey sizdi. Bizde cayimizi yudumluyoruz.

Yarin ola hayrola 🙂

Posted in  Günlük, Kategorisiz   No Comments »

3. köprüye neden karşıyım?

July 26th, 2013

Bu yazı bir ortak yayındır. Bugün, benzer düşünceleri paylaşan birçok blog yazarının blogunda bu yazıyı göreceksiniz. Yazıyı hazırlayan Banu Conker ve İrem Afşin’e teşekkür ederim. Her kelimesine katılıyorum.

***

3. KÖPRÜYE NEDEN KARŞIYIM? / #KöprüdegilTopluTasima

Ben bir anneyim. Anne olmak sadece doğurmak değildir. Anne olmak geleceği yetiştirmektir. Bir çocuk gelecek için yatırımdır. Çocuklarımızın sağlıklı olması en büyük servetimizdir. Bunun için de sağlıklı yiyecekler, kirlenmemiş, yok edilmemiş bir doğaya ve temiz suya ihtiyacımız var.

Ben İstanbul’da yaşayan bir anneyim. Kış geldiğinde şehrin üstüne inen kirli hava pusunun altında nefes almaya çalışıyoruz. Ben çocuğumun temiz havayı içine çekmesini, toprağın kokusunu duymasını istiyorum, çünkü bunu ona borçluyum. Kızılderililerinin dediğine inanıyorum, “biz dünyayı çocuklarımızdan ödünç aldık”. Dünyayı daha iyi bir şekilde onlara geri vermeliyiz.

Yaşadığımız şehirde doğa rant hırsı ile uzun yıllardır fazlasıyla tahrip edildi. Şimdi bir de yıllardır konuşulan 3. Köprü’nün yapımına başlandı.

Eğer 3. Köprü yapılırsa; trafik için çözüm olmayacak, ancak çevreyollarının kenarları yeni sitelerle doldurulacak.
Eğer 3.köprü yapılırsa, zamanla ormanların içindeki su havzaları ortadan kalkacak ve susuzluk sorunu ile yüzleşmek zorunda kalacağız.
Eğer 3. Köprü yapılırsa, suların kirlenmesi çevrenin daha da sağlıksız olmasına neden olacak.
Eğer 3. Köprü yapılırsa, sadece İstanbul değil, Kocaeli ve Çatalca yörelerindeki verimli topraklar da beton yığınlarıyla kaplanacak.
Eğer 3. Köprü yapılırsa, İstanbul’un giderek azalan yeşil alanları hızla iyice küçülecek, sıcaklık dayanılır olmaktan çıkacak.
Böyle bir şehirde nasıl yaşayacağız? Çocuklarımızı büyütmek istediğimiz şehir bu olabilir mi?

İstanbul’un ilk Boğaz Köprüsü 1973’te, ikincisi 1988’de açıldı. O zaman gösterilen gerekçeler, iki kıta arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak ve trafik sorununu çözmekti. Ama sorun, yıllar geçtikçe daha da içinden çıkılmaz hale geldi.
Çünkü köprüler trafiği azaltmıyor, aksine kendi trafiklerini yaratıyor.
Çünkü köprülerin taşıdıkları yolcu değil araç!

Birinci köprü açıldıktan bir yıl sonra:
Boğazı geçen insan sayısı yüzde 4 artarken
Boğazı geçen araç sayısı yüzde 200 arttı!

İkinci köprü açıldıktan sonra bugüne kadar:
Boğazdan geçen insan sayısı yüzde 170 artarken
Boğazdan geçen araç sayısı yüzde 1180 arttı!
Yolcuların yüzde 63’ünü taşıyan toplu taşım araçlarının köprü trafiğindeki payı yüzde 10
Yolcuların yüzde 37’sini taşıyan özel araçların köprü trafiğindeki payı yüzde 90

Özel araçların yarattığı trafik sıkışıklığını karşılamak için İstanbul Boğazı’na 2020 yılında 7 köprü, 2040 yılında 70 köprü yapılması gerek! Köprülerle örtülmüş bir boğaz hayal edebilir misiniz?

Ben bir anneyim, çocuğum için 3. Köprü’nün yapılmasına karşıyım.

Trafiği çözmek istiyorsanız toplu ulaşımı arttırmanızı istiyorum. Trafiği çözmek istiyorsanız, bilinçli araç kullanımının yaygınlaştırılmasını istiyorum.

Köprü değil, sağlıklı yaşam ve çevre için bilinçli toplum ve toplu taşıma istiyorum!

Sizleri 3. köprüyü engellemek ve daha iyi bir geleceğe sahip çıkmak için sosyal medya üzerinden yetkililere baskı yapmaya çağırıyorum.

Daha ayrıntılı bilgi için: http://www.spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Kız istemeye gidiyoruz :P

June 11th, 2013

Barış bu sabah yatakta yanımıza geldi. “Ben Irmak ile evleneceğim” dedi. Gülme krizinden sonra “kız istemeye gidiyoruz hazırlan” dedim. Babası ” oğlum sen çalışmıyorsun ki nasıl alacaksın kızı ? ” dedi. Barış ” e okula gidiyorum ya” diye cevap verdi. Bu stresli günlerde güne çok güzel başladık. Keşke öyle devam etse.

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Anneler günü etkinliği

May 17th, 2011

Posted in  Kategorisiz   No Comments »