Okulda ilk ay

Vay be zaman nasıl geçiyor. Barış yeni okuluna başlayalı neredeyse 1 ay oldu. (Kartal Hasanpaşa İlkokulu ) Çok hızlı bir adaptasyon dönemi yaşadı. Zaten 18 aylık olduğundan beri okul konusuna aşina olduğundan farklı bir sonuç beklemiyordum. Ama bu ilkokul. Yani ana sınıfına hiç benzemiyor. Üstelik bir de yeni bir yere taşındık. Hiç kimseyi tanımıyordu bu yeni okulda.

ilk bir hafta adettendir anneler kapıda dizilir. Zil çalana kadar beklerler. Her tenefüs çocuğa bir görünülürler falan. Ben de bekledim elbette. İlk gün sınıfa çıktım. Ama sonra Barış bey kendi daha zil çalar çalmaz bahçeye fırlamaya başlayınca sınıfa çıkamaz oldum. Çünkü beyefendi daha ilk günden kendine arkadaş bulup onlarla takılmaya başladı. Ben gene klasik annelik görevimi yapacağım ya güyya, “oğlum gel okulu gezelim birlikte. kantin nerede, tuvaletler nerede göstereyim” dedim. Bizimkinin verdiği cevap “anne ben biliyorum hepsini. aşağıda spor salonu var biliyor musun ?” oldu. Te allahım. Yaw bi dur çocuğum ben de bişeyler yapim. Yok o kendi zaten halletmiş.

Hal böyle olunca 3. gün sordum “hayatım seni bekleyeyim mi yoksa çıkışta mı geleyim” . cevap: ” Sen bekleme anne” oldu. Yani 3.  günden postaladı beni sıpa okuldan. 2. gün de sormuştum ve biraz tereddütle “kal” demişti. ama 3. gün tamamdı artık.

İlk hafta okula bırakırken sınıfa kadar ben çıkardım. Nedeni de diğer annelerin hepsi öyle yapıyorlar ve çocuk kendini kötü hissetmesindi. Ama 1 haftanın sonunda daha okulun bahçesine girdiğimizde bir arkadaşı Barış’ı görüp hiç bir şey söylemeden kolunu omzuna atıp direk okula yöneldiklerinde o da bitti. Barış’ı durdurup zorla bir öpücük koparmasam dönüp bakmayacaktı bile bana. Eşek nolcak 😛

Keza yemekhane olayı da aynen bu şekilde gelişti. Sınıfta sadece 3 kişi yemekhaneye iniyor. Bu nedenle ilk gün ben indirmek istedim yemekhaneye. Güyya anlatacağım nasıl olacağını. Yaw çoktan yemekhaneyi keşfetmiş bizimki. Ama gene de anneliği elden bırakmadım. Gittik birlikte yemeğini yedi falan. Sonra ki gün de gittim indireyim diye. bizim ki elini yıkamaya gitti ve gidiş o gidiş. Bana söylemeden inmiş aşağı yemeğini yemiş sonra da hop bahçeye. Anne beklesin dursun sınıfta.

Böyle manevralar olunca artık hiiç oralı olmuyorum. Nasıl olsa artık okula iyice alıştı. Şimdi ki popüler konu ödevler. Neyse ki insaflı bir öğretmenimiz var. günde 3-4 sayfa ödev veriyor sadece. Yarım saati geçmiyor ödev yapmamız. El yazısı zor evet. hatta itiraf ediyorum bana bile zor. Ama neyse ki (gerçekten şükür çünkü şüpheliydim) üstesinden geliyor. İnce motor kasları anaokulu sayesinde oldukça gelişmiş. Bu nedenle çok da zorlanmıyor. Ama hiç anaokuluna gitmemiş bir çocuğun bu kadar ayrıntılı bir yazıyı yazması mümkün değil. Bu konuda zaten çeşitli kampanyalar da var. Ülkemizde ne kadar doğru el yazısı bu tartışılıyor.

Gelelim kantin mevzuna. Kantin bir facia. Yani güyya milli eğitim bazı kısıtlamalar getirdi. Denetleniyor. Ama gelin görün ki kantinde inanılmaz zararlı şeyler var. Hamburger, sosisli, sucuklu tost, her tür şeker, çikolata, meyve suyu. En kötüleri de markalarının ne olduğu belli olmayan oyuncaklı şekerler. Bir vampir diş modası vardı ilk haftalar. Bütün çocuklar o şekerden alıp ağızlarına da nasıl bir maddeden olduğu belli olmayan plastik dişleri takıp gezdiler. Bizimki de ilk hafta almadı. (bu arada hergün 1 lira harçlığı var. bu konuya sonra geleceğim) Ama sürekli söyledi. Sonra “Anne biliyorum şekeri kötü ama alsam, şekerini atıp dişi taksam olur mu ? ” dedi. Ne cevap verirsiniz ? Elbette ki mecburen “olur hayatım. Ama o plastik de zararlı olabilir. Lütfen çok uzun süre oynama onla” dedim. Aldı ve hemen ilgisini kaybetti. Ama izin vermesem cazip hale gelecekti.

Bu kantindeki zararlı şekerler ve maddeler konusunu Barış ile konuştum. Neredeyse bütün arkadaşlarının harçlığı var ve hiç bir kuralları da yok. Kantinden istediklerini alabiliyorlar. Hal böyle olunca Barış da ikilemde kalıyor. İlk hafta bir kaç kere kötü sakız ve kötü şeker aldı. Eve gelince ya aldığı şekeri bana gösterdi yada kabını. Yiyebilir miyim dedi. Ben de “hayatım bunların zararlı olduğunu biliyorsun. Çok yemek istiyorsan ye. Ama çok fazla yersen zarar verir sana. Sen karar ver olur mu ne kadar alacağına” dedim. Oda bana “anne benim haftada bir gün abur cubur günüm olsun (zaten bizde böyle. ama bu güne artık kendi karar veriyor) ben alayım o gün bunlardan ama başka gün alamayayım olur mu ?” dedi. Yani böyle anlaştık. Ben her gün soruyorum bu gün ne aldın kantinden diye. Oda gerçekten az zararlı olduğunu düşündüğü şeyleri alıyor. Şu aralar çubuk kraker ona masum gelen. her gün onu alıyor. Ama bu kantin olayına bir el atmam gerekecek.

Okul Aile Birliği ile konuştum. Bu konudan onlar da rahatsız. Daha sonra müdür ile görüşeceğiz. Bu arada dayanamadım burada da okul aile birliğine girdim 😛 Ama asil üye değilim. Denetçiyim sadece :)) Bakalım bu kantin konusunda umarım en azından bir parça başarılı olabilirim.

This entry was posted on Friday, October 23rd, 2015 at 10:57 and is filed under Kategorisiz, Günlük. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.