Okulda ilk ay

October 23rd, 2015

Vay be zaman nasıl geçiyor. Barış yeni okuluna başlayalı neredeyse 1 ay oldu. (Kartal Hasanpaşa İlkokulu ) Çok hızlı bir adaptasyon dönemi yaşadı. Zaten 18 aylık olduğundan beri okul konusuna aşina olduğundan farklı bir sonuç beklemiyordum. Ama bu ilkokul. Yani ana sınıfına hiç benzemiyor. Üstelik bir de yeni bir yere taşındık. Hiç kimseyi tanımıyordu bu yeni okulda.

ilk bir hafta adettendir anneler kapıda dizilir. Zil çalana kadar beklerler. Her tenefüs çocuÄŸa bir görünülürler falan. Ben de bekledim elbette. Ä°lk gün sınıfa çıktım. Ama sonra Barış bey kendi daha zil çalar çalmaz bahçeye fırlamaya baÅŸlayınca sınıfa çıkamaz oldum. Çünkü beyefendi daha ilk günden kendine arkadaÅŸ bulup onlarla takılmaya baÅŸladı. Ben gene klasik annelik görevimi yapacağım ya güyya, “oÄŸlum gel okulu gezelim birlikte. kantin nerede, tuvaletler nerede göstereyim” dedim. Bizimkinin verdiÄŸi cevap “anne ben biliyorum hepsini. aÅŸağıda spor salonu var biliyor musun ?” oldu. Te allahım. Yaw bi dur çocuÄŸum ben de biÅŸeyler yapim. Yok o kendi zaten halletmiÅŸ.

Hal böyle olunca 3. gün sordum “hayatım seni bekleyeyim mi yoksa çıkışta mı geleyim” . cevap: ” Sen bekleme anne” oldu. Yani 3.  günden postaladı beni sıpa okuldan. 2. gün de sormuÅŸtum ve biraz tereddütle “kal” demiÅŸti. ama 3. gün tamamdı artık.

Ä°lk hafta okula bırakırken sınıfa kadar ben çıkardım. Nedeni de diÄŸer annelerin hepsi öyle yapıyorlar ve çocuk kendini kötü hissetmesindi. Ama 1 haftanın sonunda daha okulun bahçesine girdiÄŸimizde bir arkadaşı Barış’ı görüp hiç bir ÅŸey söylemeden kolunu omzuna atıp direk okula yöneldiklerinde o da bitti. Barış’ı durdurup zorla bir öpücük koparmasam dönüp bakmayacaktı bile bana. EÅŸek nolcak 😛

Keza yemekhane olayı da aynen bu şekilde gelişti. Sınıfta sadece 3 kişi yemekhaneye iniyor. Bu nedenle ilk gün ben indirmek istedim yemekhaneye. Güyya anlatacağım nasıl olacağını. Yaw çoktan yemekhaneyi keşfetmiş bizimki. Ama gene de anneliği elden bırakmadım. Gittik birlikte yemeğini yedi falan. Sonra ki gün de gittim indireyim diye. bizim ki elini yıkamaya gitti ve gidiş o gidiş. Bana söylemeden inmiş aşağı yemeğini yemiş sonra da hop bahçeye. Anne beklesin dursun sınıfta.

Böyle manevralar olunca artık hiiç oralı olmuyorum. Nasıl olsa artık okula iyice alıştı. Şimdi ki popüler konu ödevler. Neyse ki insaflı bir öğretmenimiz var. günde 3-4 sayfa ödev veriyor sadece. Yarım saati geçmiyor ödev yapmamız. El yazısı zor evet. hatta itiraf ediyorum bana bile zor. Ama neyse ki (gerçekten şükür çünkü şüpheliydim) üstesinden geliyor. İnce motor kasları anaokulu sayesinde oldukça gelişmiş. Bu nedenle çok da zorlanmıyor. Ama hiç anaokuluna gitmemiş bir çocuğun bu kadar ayrıntılı bir yazıyı yazması mümkün değil. Bu konuda zaten çeşitli kampanyalar da var. Ülkemizde ne kadar doğru el yazısı bu tartışılıyor.

Gelelim kantin mevzuna. Kantin bir facia. Yani güyya milli eÄŸitim bazı kısıtlamalar getirdi. Denetleniyor. Ama gelin görün ki kantinde inanılmaz zararlı ÅŸeyler var. Hamburger, sosisli, sucuklu tost, her tür ÅŸeker, çikolata, meyve suyu. En kötüleri de markalarının ne olduÄŸu belli olmayan oyuncaklı ÅŸekerler. Bir vampir diÅŸ modası vardı ilk haftalar. Bütün çocuklar o ÅŸekerden alıp ağızlarına da nasıl bir maddeden olduÄŸu belli olmayan plastik diÅŸleri takıp gezdiler. Bizimki de ilk hafta almadı. (bu arada hergün 1 lira harçlığı var. bu konuya sonra geleceÄŸim) Ama sürekli söyledi. Sonra “Anne biliyorum ÅŸekeri kötü ama alsam, ÅŸekerini atıp diÅŸi taksam olur mu ? ” dedi. Ne cevap verirsiniz ? Elbette ki mecburen “olur hayatım. Ama o plastik de zararlı olabilir. Lütfen çok uzun süre oynama onla” dedim. Aldı ve hemen ilgisini kaybetti. Ama izin vermesem cazip hale gelecekti.

Bu kantindeki zararlı ÅŸekerler ve maddeler konusunu Barış ile konuÅŸtum. Neredeyse bütün arkadaÅŸlarının harçlığı var ve hiç bir kuralları da yok. Kantinden istediklerini alabiliyorlar. Hal böyle olunca Barış da ikilemde kalıyor. Ä°lk hafta bir kaç kere kötü sakız ve kötü ÅŸeker aldı. Eve gelince ya aldığı ÅŸekeri bana gösterdi yada kabını. Yiyebilir miyim dedi. Ben de “hayatım bunların zararlı olduÄŸunu biliyorsun. Çok yemek istiyorsan ye. Ama çok fazla yersen zarar verir sana. Sen karar ver olur mu ne kadar alacağına” dedim. Oda bana “anne benim haftada bir gün abur cubur günüm olsun (zaten bizde böyle. ama bu güne artık kendi karar veriyor) ben alayım o gün bunlardan ama baÅŸka gün alamayayım olur mu ?” dedi. Yani böyle anlaÅŸtık. Ben her gün soruyorum bu gün ne aldın kantinden diye. Oda gerçekten az zararlı olduÄŸunu düşündüğü ÅŸeyleri alıyor. Åžu aralar çubuk kraker ona masum gelen. her gün onu alıyor. Ama bu kantin olayına bir el atmam gerekecek.

Okul Aile BirliÄŸi ile konuÅŸtum. Bu konudan onlar da rahatsız. Daha sonra müdür ile görüşeceÄŸiz. Bu arada dayanamadım burada da okul aile birliÄŸine girdim 😛 Ama asil üye deÄŸilim. Denetçiyim sadece :)) Bakalım bu kantin konusunda umarım en azından bir parça baÅŸarılı olabilirim.

Posted in  Günlük, Kategorisiz   No Comments »

Vee ilkokul

September 28th, 2015

Barış artık 1. Sınıfta.

2 senelik çileli bir okul arayışından sonra sanırım iyi bir okul ve iyi bir öğretmen bulduk. Ä°lk izlenimler gayet iyi. Umarım yanılmıyorumdur. Ama en azından Çengelköy de bizim adrese çıkan okulda ilk gün yaÅŸananlar ile kıyaslayınca gerçekten çok fark var. Huzurlu bir ilk gün geçirdik. Mutluyum arkadaÅŸ 🙂

Posted in  Günlük   2 Comments »

Düzce, Samandere

April 27th, 2015

Bu senenin ilk kampına ancak bu haftasonu çıkabildik. Gene amaç çocuklu ailelerle birlikte keyifli bir haftasonu olduğu için Kampa gidelim mi baba gurubu ile gittik. 25 çadır kadar vardık. Amacımız Kocayayla’ya çıkmaktı ama yollar kar nedeni ile kötü durumda olduğundan samandereye kadar gidebildik. Artık kendimizi bir parça tecrübeli çadırcılar diyebiliriz sanırım. Çünkü bu sefer çok daha kısa sürede hazırlanıp çok daha kısa sürede yerleştik. Ve yürüyüşe çıkmadan önce güzelce güneşlenip keyif yapacak zamanımız da oldu. Hatta ben resmen istakoz gibi oldum. Kıpkırmızı yüzle gezdim bütün haftasonu. İlk gün biraz yukarılara çıktık. Biraz yamaç tırmandık (daha çok çocuklar tırmandı) biraz ağaca çıktık, biraz da kütük üstünde denge çalışması yaptık. Bol bol dağ havası aldık. Her yerden fışkıran şifalı doğal sulardan içtik. Çadırımıza komşu olan Bülent abiden çok güzel yenebilir bitkiler dersleri aldık.

Kampa dönüşte, tecrübeliyim ya artık önceden hazırlanmış organik tavuklu pilavımızı ısıtıp yedik. Çünkü yürüyüşten sonra yemek yapmak ile uğraşmak eziyet gibi geliyor insana. Böyle çook daha lezzetli geldi tabi bana. Barış o kadar yürüme ve tırmanın üzerine sanki hiç yorulmamış gibi gene arkadaşları ile tepinip durdu etrafta. Gene kankalar yaptı kendine. Gene her kampta olduğu gibi gözden kaybolup gitti. Her yarımsaatte bir şöyle bir görünüp kayboldu. Şehir de olsak 5 dk gözümün önünden ayrılsa panik yapan ben, doğada gerçekten hiç ama hiç kaygılanmıyorum. İnsan faktörü yok ya ondan sanırım. Nasıl olsa 6 yaşına geldi. Artık doğada ne kadar uzağa gidip nerelere gidilmeyeceğini de öğrendi. İçim çok daha rahat.

Akşam yemeği, çay, sonrasında ateş başı falan derken her zamanki gibi Barış ve benim saat 8 de pilimiz bitti. Barış 8 de çadıra girdi. Canavarlı tulumunuda giyip yattı. Ben de hesapta kitap okuyacaktım. Ama 1 saat sonra bende gitmişim. Yıldıray ise gece 2:30 a kadar ateş başında kakara kikiri takılmış beyler ile. İçkiler içilmiş muhabbetler edilmiş. Hayat ona güzel. Gece uykutulumlarımız, şişme yatağımız ve polarlarımız sayesinde üşümeden konforlu bir gece geçirdik. Çadırın 2 kişilik olması yayla gibi yerlerde avantaj sağlıyor. Büyük çadırlar nefesiniz ile ısınmadığı için üşüyorsunuz. İki kişilik çadırda 3 kişi gayet güzel uyuduk.

Sabah 7:30 hoop hortladık tabi. Kahvaltı yapıldı. Yan çadırdan ikramlar geldi, ikramlar gönderildi. Saat 10:30 a kadar gene keyif yapıldı. Sonrada köy yürüyüşüne çıktık. Bir tatlı yağmur bastırdı. Bizim yağmurluklarımız çantadan çıkarılıp giyildi. Tertemiz yağmur havası bol bol içe çekildi. Bülent abi bize Hodan (Kaldirik) otonu tanıttı. Bir torba dolusu topladık birlikte. Akşama yumurtalı Hodan yapacağım. İlk defa yiyeceğiz. Çok şifalıymış bu ot. Ve çok da lezzetli.

Dönüşte gene yemek yedik ve artık çadır toplama zamanı geldi. Hızlıca toplandık. Dönüş yolunda Şimşirlik e uğramadan edemedim. Sezgin ablaya süpriz yaptık. Oranın o samimi ve sıcak havasını çok kısa da olsa içimize çekip az da olsa özlem gideririz dedim. Ama özlemim daha da arttı. Kısacık an yetmedi. Dere, Ördekler, Dobrovski, Şevfik ve en çok da Şimşir içime işledi. Sonra en kısa zamanda Şimşirlik Alabalık tesislerine çadırla gelmeyi yazdım tekrar kafama ve yola çıktık.
Bir nefis haftasonu daha bitti. Ama maceralar yeni başlıyor. :))

Not: Biz bu gezi de sadece doÄŸaya odaklanmak istediÄŸimizden fotoÄŸraf makinesi getirmedik. FotoÄŸraflar gezideki diÄŸer arkadaÅŸlardan.

Posted in  Günlük   No Comments »

Öpücük oyunu

March 23rd, 2015

Canım oÄŸlum. Haftasonu yürüyen merdivende bulduÄŸumuz minik bir öpücük oyunu bu sadece. Önce yanaklardan sonra gıdıktan en sonda dudaktan öpüyorum seni sadece. Her öpücükten önce de komik bir sesle “bu yanaktan öpceemmm, sonra bu yanaktan öpceeemm” diyorum. Ve sen kahkahalara boÄŸuluyorsun ya, bayılıyorum sana. Hatta sık sık tekrar ettirip bununla da yetinmeyip arkadaÅŸlarına “baakın biz annem le çok güzel bir oyun bulduk. Anne onlara da yapsana” diye bir de etrafa reklam yapıyorsun yaa. Bitiyorum sana 🙂 Bu ikimizin arasında güzel oÄŸlum. Sen izin verdiÄŸin sürece devam edecek bir oyun. Biliyorum bu zamanlar çok deÄŸerli. Çünkü çok yakında “aman anneeee” diye kaçacaksın benden. Ben de o zamana kadar öpücem öpücem doyamayacağım 🙂

Posted in  Günlük   No Comments »

Canım oğlum

October 13th, 2014

Henüz 6 yaşına bile girmemiÅŸ olmana raÄŸmen, senin hakkında övgü dolu sözle duyuyorum. Bugüne kadar bu övgüler yakın çevremden ve öğretmenlerinden geldiÄŸi için açıkçası çok da önemsemedim. Bütün çocukların bu ÅŸekilde övüldüğünü düşündüm hep. Ama bu aralar yeni baÅŸladığın okulundaki annelerden tek tek senin ile ilgili minik hikayeler duyuyorum. Ne kadar duygu yüklü olduÄŸun, hassas ama aynı zamanda koruyucu olduÄŸun, yaşından çok çok daha olgun olduÄŸun hakkında. Zayıf ve korkan arkadaşına yardım ettiÄŸin, oyuncak deÄŸiÅŸ tokuÅŸuna ön ayak olup sorumluluk aşıladığın, kedilerinden ablam abim diye bahsedip hayvan sevgisini öğrettiÄŸin, haksızlığa asla gelemeyip hep haksızlığa uÄŸrayanı koruduÄŸunu anlattılar. Ä°nanılmaz gurur duydum canım oÄŸlum. Seni çok seviyorum. Her zaman da seveceÄŸim. Bu övgüler sevgimi arttıramaz çünkü seni her koÅŸulda zaten çook seveceÄŸim ama açıkçası bu gün ilk defa gururdan gözlerim doldu. Hep böyle kal olur mu 🙂

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Atatürk Arboretumu

July 26th, 2014

Yeşil minik bir kaçamak. Biz çok beğendik. Bir kaç km orman yürüyüşü ve sonrasında gölde dinlenmek. Sarıyer tarafına yolu düşenlere tavsiye ederim. Gerçekten insanı dinlendiriyor. Üstelik artık haftasonları da üye olmayanlar girebiliyor.

Yol tarifi:

https://www.google.com/maps/preview?ll=41.178546,28.99196&z=14&t=m&hl=en-US&gl=US&mapclient=embed&cid=4147754809230111440

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

Şile Çadır kamping macerası

July 13th, 2014

1,5 aydır, 3 günlüğüne denize kıyısı olan, kısa mesafede bir kamp istiyorduk. Ama haziran ayında hava her haftasonu bozduÄŸu için bir türlü gidemedik. Sonunda havanın düzeldiÄŸi ilk haftasonunda yani temmuzun ortasında muradımıza erdik. Åžile de Sahil Kamp istanbul‘u seçtik. Cuma saat 10:00 da çıkmayı planlayıp gene saat 11:00 de evden çıktık. Kampa vardığımızda saat 13:00 olmuÅŸtu. Havanın mevsim normallerinin 7 derece üstüne çıktığı gün olduÄŸunu düşünürsek, öğlenin ortasında çadır kurmak için cebelleÅŸmenin ne kadar sancılı olacağını hesap edememiÅŸiz. Saat 14:00 de çadır kurulmuÅŸ herÅŸeyi hazırlamıştık. Ama gel görki Yıldıray da ben de nerdeyse baygınlık geçirecektik sıcaktan. Ãœstelik çadırı kurduÄŸumuz yer çam aÄŸaçlarının altıydı. Yarım saat “ay nefes alamıyorum” ” oy başım çatlıyo” sızlanmalarından sonra ikimizde gölgeye kaçıp birer de ayran içince kendimize geldik.

Ä°lk gözlemimiz, inin cinin top oynadığı idi. Hatta Yıldıray ” bu kadar tenha yerde ben durmam” dedi. Ben her zamanki polyanna tavrım ile “Bugün cuma. Daha insanlar iÅŸte. AkÅŸam dolar” dedim. Ama bir yadan da kimse gelmezse Barış çok sıkılır diye de düşünüyordum. Çocuk olmazsa kampın anlamı kalmazdı ki. Kamp demek bizim için özgürlük demek. Barış arkadaÅŸ bulacak. Deli tepelek oynayacak, biz de onu hiç dert etmeden keyif çatacağız. Kamp dediÄŸin budur 🙂

Cuma gecesi, harika bir dolunay vardı. Yürüyüş yaptık, Kayalıklara çıkıp güneşi batırdık. Dalgaları dinledik falan. Barış yatıncada ateş başı keyfi yaptık. Tenhalığın keyfini sürdük. Cuma gecesi insanlar akın akın gelmeye başladı.

Cumartesi günü, o tenha dediÄŸimiz yer iÄŸne atsan yere düşmeyecek hale geldi. Ramazandan dolayı boÅŸ olur diye hayal ettiÄŸimiz yeri meÄŸer ramazan hiç etkilemiyormuÅŸ. Barış arkadaÅŸlar buldu. O andan sonra sadece yemek yemesi için çağırıldı. Gerisinde karabatak gibi bi göründü bir kayboldu.  Kalabalık sadece iki ÅŸey dışında çok da rahatsız etmedi aslında bizi. Motorcu bir guruptaki gür sesli, ota boka bağıran abi ile ÅŸeltoks ailesi. Motorcu abiler benim kabulüm. Sonunda onların da mekanı kamp. Ama çadır kampa gelip, eline ÅŸeltoks ÅŸiÅŸesini alıp, çadırın etrafına bir ÅŸiÅŸe ÅŸeltoksu boÅŸaltıp sonra hızını alamayıp 10 dk sonra ikinci tura da baÅŸlayınca, ben de ÅŸalter attı. Görevliye gidip “böcek ilacı sıkıyorlar.” diyince gidip uyardı eleman. üçüncü turu olmasını böylece engelledik sanırım. Ben o andan itibaren mimledim ya o aileyi artık ne yapsalar boÅŸ. Bir de üstüne 5-6 yaÅŸlarında oÄŸlullarının eline ipad verdiler tam oldu. Yaw arkadaşım sizin ne iÅŸiniz var çadırda. Gidin alışveriÅŸ merkezine. Hem orada böcekte yoktur. Bol bol elektrik akımı ve radyasyonda var. Doya doya beslenin deÄŸil mi ? Çok kızdım çok 🙂 Neyse zaten cumartesi akÅŸamı gelip pazar öğlen olmadan gittiler. Ä°lginç bir aileydi yani.

Neyse iÅŸin özü Sahil Kamp Ä°stanbul, elemanlarının içtenliÄŸi, mekanın Ä°stanbul’a yakınlığı, kum plajı ve çam aÄŸaçlarının altına çadır kurulabilmesi ile gidilesi bir yer. Ancak biraz bakımsız. Elemanlar ellerinden geleni yapsa da hijyen takıntısı olanlara tavsiye etmem. Ä°stabul da hem aÄŸaç hem de deniz olsun diyip de gidebileceÄŸiniz baÅŸka yer varsa denerim, raporumuda veririm 🙂

Posted in  Kategorisiz   No Comments »

İlkokul bulma çilesi

June 12th, 2014

Barış 5,5 yaşına geldi. Ve ilkokul çilemiz başladı. Ben, anasınıfı öğretmeni ve pedegokumuz ilkokula başlamasını uygun görmüyoruz. Bu nedenle ilkokula gideceği okulun hazırlık (anasınıfı) kısmına başlatmak istiyorum. Tabi aynı okulda devam edip ilkokula da orada devam etmesi benim için önemli. Çünkü o kadar çok okul değiştirdik ki maymun gibi oldu çocuk. Artık 5 sene aynı yerde okusun istiyorum. Ama anladım ki bu ülkede bu çok zor. Şansımı zorluyorum. Şimdilik 5 tane ilkokulla görüştüm. Kısa kısa özetliyorum diğer annelere de azıcık rehber olsun diye.

Çengelköy İlkokulu (Havuzbaşı)
Küçük eski bir okul. Havuzbaşı parkının tam yanı. Åžimdiki müdür yardımcısı ile konuÅŸtum. Atamalar belli olmadan hiç birÅŸey söyleyemeyeceÄŸini söyledi. Yani okul yarım gün mü, tam gün mü , yemekhane olacak mı olmayacak mı ? hiç birÅŸey belli deÄŸil. HerÅŸey havada. Orayı es geçip haftaya tekrar gitmeye karar verdim. Halbuki eÅŸimin annesi, dayısı ve eÅŸim orada okumuÅŸ ilkokulu. Nostaljik bir durumumuz da var dı 😛

Anadolu Hisarı ilkokulu
Okulun kapısından girdim, bahçe şirin, tam derenin kenarı, içerisi temiz. Öğretmenleri gözüm tuttu. Okul oldukça küçük. Buraya kadar gayet güzel. Müdürün yanına çıktım. Daha bilgi almaya yeni başladım ki iki lafından biri para olmaya başladı. Bağış diyor başka birşey demiyordu. kayıt olurken 500 TL ile (ki bir ara 600-700 kurtarmaz dedi) 2500 TL arası bağış alınacak dedi. Zorunlu yani. Öyle içimden geldi falan değil. Bir baktım resmen okul hakkında konuşmuyoruz resmen pazarlık ediyoruz. Bir devlet okulunda bu kadar para lafı dönmesi midemi bulandırdı. Hızla çıktım.

Kandilli Ä°lkokulu
Tam iskelenin yanında, küçük bir okul gene. İçeri girdim, duvarda sıra sıra eski sultanlar, en sonada küçücük Atatürk resmi koymuÅŸlar ??? Buradan baÅŸladım kıllanmaya. Müdürün odasına girdim. Müdür masada çekirdek çitliyor. Hadi buna da tamam dedim içimden. Baya bildiÄŸin badem bıyıklı, ben anasınıfı dedim ve lafı aÄŸzıma tıkayıp “anasınıfımız yok” dedi. Ben bastırarak “Burası ilkokul deÄŸil mi ?” dedim. Oda ısrarla “anasınıfı için yerimiz yok” dedi. O zaman ben de “size iyi günler” dedim ve içimden ” zaten olsaydı da gelmezdim” dedim ve çıktım. Töbe estafurullah yaa. Ulan adam ufacık çocukları okula baÅŸlatıyor bir hazırlık sınıfı bile yok.

Neyse gelsin sıradaki okul…

Kuzguncuk Ä°lkokulu
Okul gene sahilde. Küçük bir yokuÅŸ tırmandıktan sonra tabelaya bir baktım Kuzguncuk Ortaokulu. “Haydaa burasıda mı ortaokul oldu.” derken allahtan az daha ilerleyince ilkokul yazısını gördüm. Neyse henüz ilkokulu kaldırmamışlar. MeÄŸer bu sene ortaokul kısmı da ilkokul olacakmış. Sevindim hadi bakalım. Bahçeye girdim. Bina oldukça eski. Ama çok güzel. Ãœst bahçe çok cici. AÄŸaçlar var. minik bir çardak. AÅŸağıda asıl bahçe var. Orası da bütün okullar gibi beton ama en azından duvarlarında çok cici resimler var. MeÄŸer seneler önce okulda çekilen bir dizi sırasında o resimler yapılmış. Ve bozmamışlar. Çocuklar bahçede oyun oynuyorlar. Hepsi gayet keyifli. İçeri girdim. Müdüre ile tanıştım. Çok düzgün bir bayan. Ayak üstü ufak bir muhabbet yaptık. Hiç bir okulun müdürü yada müdüresi bu kadar sıcak muhabbet etmemiÅŸti benimle. Kanım kaynadı resmen. AMAaaaa süpriz cümleyi kurdu “Atamalar henüz çıkmadı ve benim burada kalıp kalmayacağım henüz belli deÄŸil. Bir kaç gün içinde belli olacak. Ben kalmayı istiyorum. Hatta okulu sabah 9:00- öğlen 16:00 yapacağız . Şuan 14:00 e kadar. ama etüt ile uzatmayı planlıyoruz” ben içimden göbek atıyorum. Ay ne olur gitmesin kalsın. Saatler süper çünkü. Bana acayip uyuyor. “Ä°sterseniz anasınıfına inip bir gezin” dedi. Gittim baktım.  Bahçede ana binadan ayrı küçük bir bina yapmışlar. Anasınıfı öğretmeni güler yüzlü. Sınıf temiz güzel. Yani uzun lafın kısası bu okulu kafaya yazdım. Haftaya tekrar gelip müdüre hanım deÄŸiÅŸmemiÅŸse hemen ön kayıt yaptıracağım. Hadi hepbirlikte dua edelim. Dua ya kaldı ya iÅŸimiz.

Hadi oradan da çıktım. E madem başladım. Zamanım da var bir de Beylerbeyi İlkokuluna bakayım dedim

Beylerbeyi Ä°lkokulu
Okulun bahçesi büyük güzel. Yan tarafta “meyve bahçemiz” yazan ufak ama ÅŸirin bir yeÅŸil alan var. Anasınıfı binası anaokuldan ayrı. Müdür ile konuÅŸmadan önce oraya da bir göz attım. Ama içeri giremedim. Öğretmenler suratsız. Ä°zin vermediler. Neyse müdürü buldum. Müdürün odasında televizyonda namaz kılmanın inceliklerini anlatan bir program açık. Müdüre klasik giriÅŸimi yaptım. “OÄŸlum 2009 Ocak doÄŸumlu. Anasınıfına baÅŸlatmak istiyorum. Tabi sizden de fikir almak isterim. Siz ne dersiniz” diÄŸer okulların hepsinde aynı cevabı almıştım. “Yaşı küçük direk anasınıfına alırız” demiÅŸti hepsi. Ama bu müdür aldı kalemi kağıdı eline “hıımm 68 aylık. ilkokula alacağız.” Haydaaa, Ben ” ama bu sene bize bırakmamışlarmıydı bu seçimi. Ben göndermek pek istemiyorum.” “O zaman dilekçe verirsiniz” Hay allahım. Tamam dedim veririm dilekçe. Okuldan bahseder misiniz ? BaÅŸladı bana gene hesap kitap yapmaya. Aylık 100 TL alıyoruz, Halkoyunları var 30 TL, iki ayda bir yemek sırası size geliyor oda var. Ivır zıvır size 2500-3000 TL ye patlar. Hay ya sabır. Yaw ben sana kaça patlar mı dedim. Klima mı alıyorum senden. Okul diyorum okul. Saatleri nedir ? neler yapılır ? nasıl olur ? Ya sabır. Sonunda sabah 9:00 – 14:00 saatleri arasında olacağını öğrendim anasınıfının. Ve “oo bana saatleri hiç uymuyor. Ben çalışıyorum” dedim ve gene kaçarak uzaklaÅŸtım. Öğretmenlerin bir çoÄŸunun başının kapalı olması da ayrıca dikkat ettiÄŸim ÅŸeydi. Başının kapalı olması aslında benim açımdan sorun deÄŸil ama açıkçası gözlemlediÄŸim ÅŸu ki okulun genel tavrını o sayıdan anlayabiliyorsun.

Yarın da Çamlıca ilkokuluna gideceğim bakalım orası nasıl ?

Of çok zor bu iÅŸler yaaa…

Posted in  Günlük   2 Comments »

Kocayayla da çadır keyfi

May 6th, 2014

Geçen yaz kısacık bir karavan macerası yaÅŸamıştık. O kadar hoÅŸumuza gitti ki acaba daha da ileri gidip “çadır da kalabilir miyiz ?” diye düşündürttü bize. Ben zaten, hep bir imrenme ile “Kampa gidelim mi baba ?” gurubunu takip ediyordum. Ama yapabileceÄŸimize emin deÄŸildik. Karavan o kadar çok keyif verince ” yaparız bee..” diye pek bi gaza geldik.

Başlangıç seviyesinde bir kamp olan koca yaylayı gözüme kestirdim. Araba ile gidiliyor olması, Sadece 1 gece kalınıyor ve kamp kurulacak yere araba ile gidiliyor olması artılarıydı kampın. Baktık yapamıyoruz geri döneriz ne yapalım diye düşünüyordum.

Kamp günü yaklaÅŸtıkça bende bir telaÅŸ baÅŸladı. BaÅŸladım listeler yapmaya. “Aman birÅŸey unutmim,” “rota nasıldı ? “, “ne yiyeceÄŸiz yahuu” diye hop oturdum hop kalktım. Görende 1 aylığına gidiyoruz sanır. Çadır yok, uyku tulumu yok. Neyseki organizasyonda bunlarıda düşünmüşler. Kiralayabiliyorsunuz malzemeleri. Bir çadır, 2 uyku tulumu ve 2 mat kiraladık. Kiralar oldukça uygundu. Çadır 30 TL. Mat ve uyku tulumu adet 20 TL. Organizasyon içinde 40 TL aldılar kiÅŸi başı. Toplam 150 TL ye kampa hazırdık.

Bir gün önce sandviç, börek ve diğer yiyecekleri hazırladım. Pişirmek için çok fazla şey almadık yanımıza. Piknik tüp ve bir çelik tavamız vardı çünkü sadece. Aslında sonradan keşke çorba da yapsaymışım akşam içmek için dedim. orada ısıtır içerdik. Artık bir daha ki sefere

Gece üşürüz korkusu ile battaniler, portatif sandalyeler, çizmeler, bir sürü yedek kıyafet, Yere sermek için örtü ve abartıp yastıkları da aldım .Tam teşekküllüydük . Bu sayede baya konforlu bir uyku uyuduk çadırda.

Sabah 6:00 da kalktım. Kedilerin maması, balıkların yemi kontrol edildi. Son bir kontrolden sonra Barış’ı uyandırdık. O arabada uyumaya devam eder diyorduk ama çok heyecanlıydı ve zınk diye kalktı ayaÄŸa ” hadi kampa gidelim” diye zıplamaya baÅŸladı. 6:30 gibi yola çıktık. Veee 6:40 gibi eve geri dönüp unuttuÄŸumuz ÅŸeyleri alıp  6:45 de bu sefer sahiden  yola çıktık.

Yol keyifliydi. Tam kararlaÅŸtırılan saatte buluÅŸma yerindeydik. Samandere ÅŸelalesinin biraz ilerisinde ÅŸipÅŸirin bir konaklama yerinde saat 10:00 buluÅŸtuk. Köy kahvaltımızı yaptık. Akan suya bol bol taÅŸ attık (Çocukların aktivitesiydi. Durdurmak na mümkün) Gitme zamanı gelince de Barış’ı oradan koparmak zor oldu. “OÄŸlum çadırımızı kurmaya baÅŸka yere gideceÄŸiz” diyince ancak ikna oldu. Çadır sihirli kelime 🙂

Kısa bir toprak yol macerasından sonra (bir ara “araba burada kalırmı ?” korkusu yaÅŸadıktan ve ufak çaplı “la yolların böyle olacağını niye söylemedin?” krizinden sonra. Ki ne bekliyorsa yaylaya çıkarken ÅŸehir çocuÄŸu … otoban olacaktı herhalde) Kamp alanımızı vardık.

O kadar güzeldi ki dilim tutuldu. Koskocaman bu zamana kadar görmediğim büyüklükte çam ağaçlarından bahsediyorum. Dört bir taraftan duvar gibi çevrelemişler küçük bir ovayı. Minik minik dereler akıyor yanlardan. Kuşların ve rüzgarın sesinden başka hiç ses yok. Huzur işte budur dedim daha o dakika.

Ortamı görünce Yıldıray’ın içindeki doÄŸa insanı çıkı verdi kafesinden. Bir anda endiÅŸeler, korkular silindi. Alpay OÄŸuÅŸ’un önderliÄŸinde yarım saat içinde çadırları kurup yerleÅŸmiÅŸtik bile. Daha 15 dk. geçmeden barış derelerden birine girip yüzmeye karar verdi. Hava 15-16 derece, su bildiÄŸin daÄŸdan inen su, buz gibi. Benim hemen Türk anası damarım kabardı. “yapma etme” demeye baÅŸlamıştım ki Alpay gelip “karışma” diye uyardı. “Üşümez merak etme.” Ama benim bunu idrak etmem yarım günümü aldı. Halbuki gerçekten sırtı ve göğsü çok ıslanmadığı sürece vucut sıcaklığını koruyor. kollar bacaklar ne kadar ıslak olsa da rahatsızlık hissetmiyorsa çocuk (ki hiiç umurunda deÄŸildi Barış’ın) hiç birÅŸey olmuyormuÅŸ. Bunu da öğrendim. Bir adım daha attım doÄŸal annelik konusunda. Alpay kontrol etti. Göğsü ıslak ama sırtı kuruydu “birÅŸey olmaz” dedi. Ben de Barış derede oynarken kayaya çarpıp aÄŸlayıncaya kadar karışmadım. Sonra anadan uryan soyup çadıra gittik.

Bu üşüme olayına alışmam yarım günümü aldı. Baya savaÅŸ verdim içimde. Vee doÄŸa kazandı. Bir daha ki kampta “saldım çayıra mevlam kayıra” felsefesi ile hareket edeceÄŸim.

Yaklaşık 1 saat sonra yürüyüşe çıktık. BaÅŸta normal yoldan laylaylom baÅŸlayan yürüyüş, minik göl, yayla evleri  ve çayırdan yuvarlanmaca ile süper eÄŸlenceli devam etti. Sonrasında “maceralı yol mu yoksa sıradan yol mu ” sorusu ile hepimizin “maceraaaa” diye cevap vermesi ile çetrefilli bir daÄŸ tepe tırmanışına döndü. Toplam 9 km kadar yürümüşüz. Dönüştü yorgun ama garip bir ÅŸekilde dinçtim.

Yemek yapıp yedik. Biraz dinlendik. Sonra gece ateÅŸ başında mısır patlattık. AteÅŸten sıçrayan minik közler beni bulup iki kere beni de közledikten sonra bütün çocuklar ufak ufak uyku moduna girdi. Barış saat 9 da “anne uykum geldi” dedi ve çadıra gittik. Ben Barış ile birlikte yattım. Yıldıray 12 ye kadar ateÅŸ başı muhabbeti yaptı. Barış ve Yıldo oldukça keyifli uyudular. Ben biraz üşüdüm ama sanırım oda psikolojikdi 🙂

Ertesi gün hafif yağmurlu bir havaya uyandık. Kuşlar öyle güzel şarkı söylüyorlardı ki ukudamıyım uyanık mı karar veremedim. Meğer 4 Mayıs, Pazar sabahı “Uluslararası Şafak Korosu Günü” müş. O gün özellikle insanlar kuş seslerini dinlemek için toplanacaklarmış. Biz tesadüf eseri bu koronun en güçlü ve güzel olduğu yere gelmişiz. Bir mucize daha işte..

Barış’ın uyandığında bir yanında babası, bir yanında ben, dip dibe uyanmak çok hoÅŸuna gitti. DoÄŸrusu benim de 🙂 YaÄŸmur havayı biraz daha serinletmiÅŸti ama hazırlıklıydık. YaÄŸmurlukları, polarları giydik ve sıkı bir kahvaltıdan sonra tekra yürüyüşe çıktık. Bu sefer direk daÄŸ yürüyüşüne çıktık. Çok keyifliydi. Dönüş yolunda kaybolmuÅŸuz gibi yapıp çocuklara “hadi yolu siz” bulun dediÄŸimizde. Çok keyfilenip birden organize oldular. Önden tartışarak ama uyum içinde bize yolu gösterdiler. Kampı gördüğümüzde çocukların sevinçleri ayrı bir keyifti. YaÄŸmur saat 12 ye kadar dinmeyince çadırlar ufak ufak toplanmaya baÅŸladı. Biz de öğlen yemeÄŸimizi yiyip çadırı toplamaya baÅŸladık. Tam yaÄŸmur kesilir gibi olduÄŸunda bir doÄŸa mucizesine ÅŸahit oldum. Koca çamların üzerinden büyük bir hızla bir bulup çamları aÅŸarak üzerimize öyle hızlı indi ki ben “aa yangın çıktı bir yerde galiba” diye bağırdım. Tecrübeli kampçılar baya bir güldü benim o halime. MüthiÅŸ güzel bir manzaraydı.

Hava muhalefeti yüzünden tahminimizden erken bitti ama çoook keyif aldık. 2-3 hafta sonra tekrarlamaya karar verdil. Hatta kendi çadırımızı satın alma planları yapıyoruz. Biz bu işi çok sevdik.

Posted in  Günlük   1 Comment »

23 Nisan ektinliklerinden kareler

April 25th, 2014

Sabah okulda gösteri vardı. OÄŸlum çook güzel yaptı dansları. Sonrasında ise Yedikule Hayvan Barınağındaki çocuk ÅŸenliÄŸine gittik. Bir sürü harika etkinlik vardı. Hepsine katıldı Barış. Çok da eÄŸlendi. Ama en çok barınağın içine girip köpekleri tek tek hiç birini atlamadan severken mutlu oldu. Ben de tabi ki 🙂

Posted in  Kategorisiz   No Comments »