Düzce, Samandere

Bu senenin ilk kampına ancak bu haftasonu çıkabildik. Gene amaç çocuklu ailelerle birlikte keyifli bir haftasonu olduğu için Kampa gidelim mi baba gurubu ile gittik. 25 çadır kadar vardık. Amacımız Kocayayla’ya çıkmaktı ama yollar kar nedeni ile kötü durumda olduğundan samandereye kadar gidebildik. Artık kendimizi bir parça tecrübeli çadırcılar diyebiliriz sanırım. Çünkü bu sefer çok daha kısa sürede hazırlanıp çok daha kısa sürede yerleştik. Ve yürüyüşe çıkmadan önce güzelce güneşlenip keyif yapacak zamanımız da oldu. Hatta ben resmen istakoz gibi oldum. Kıpkırmızı yüzle gezdim bütün haftasonu. İlk gün biraz yukarılara çıktık. Biraz yamaç tırmandık (daha çok çocuklar tırmandı) biraz ağaca çıktık, biraz da kütük üstünde denge çalışması yaptık. Bol bol dağ havası aldık. Her yerden fışkıran şifalı doğal sulardan içtik. Çadırımıza komşu olan Bülent abiden çok güzel yenebilir bitkiler dersleri aldık.

Kampa dönüşte, tecrübeliyim ya artık önceden hazırlanmış organik tavuklu pilavımızı ısıtıp yedik. Çünkü yürüyüşten sonra yemek yapmak ile uğraşmak eziyet gibi geliyor insana. Böyle çook daha lezzetli geldi tabi bana. Barış o kadar yürüme ve tırmanın üzerine sanki hiç yorulmamış gibi gene arkadaşları ile tepinip durdu etrafta. Gene kankalar yaptı kendine. Gene her kampta olduğu gibi gözden kaybolup gitti. Her yarımsaatte bir şöyle bir görünüp kayboldu. Şehir de olsak 5 dk gözümün önünden ayrılsa panik yapan ben, doğada gerçekten hiç ama hiç kaygılanmıyorum. İnsan faktörü yok ya ondan sanırım. Nasıl olsa 6 yaşına geldi. Artık doğada ne kadar uzağa gidip nerelere gidilmeyeceğini de öğrendi. İçim çok daha rahat.

Akşam yemeği, çay, sonrasında ateş başı falan derken her zamanki gibi Barış ve benim saat 8 de pilimiz bitti. Barış 8 de çadıra girdi. Canavarlı tulumunuda giyip yattı. Ben de hesapta kitap okuyacaktım. Ama 1 saat sonra bende gitmişim. Yıldıray ise gece 2:30 a kadar ateş başında kakara kikiri takılmış beyler ile. İçkiler içilmiş muhabbetler edilmiş. Hayat ona güzel. Gece uykutulumlarımız, şişme yatağımız ve polarlarımız sayesinde üşümeden konforlu bir gece geçirdik. Çadırın 2 kişilik olması yayla gibi yerlerde avantaj sağlıyor. Büyük çadırlar nefesiniz ile ısınmadığı için üşüyorsunuz. İki kişilik çadırda 3 kişi gayet güzel uyuduk.

Sabah 7:30 hoop hortladık tabi. Kahvaltı yapıldı. Yan çadırdan ikramlar geldi, ikramlar gönderildi. Saat 10:30 a kadar gene keyif yapıldı. Sonrada köy yürüyüşüne çıktık. Bir tatlı yağmur bastırdı. Bizim yağmurluklarımız çantadan çıkarılıp giyildi. Tertemiz yağmur havası bol bol içe çekildi. Bülent abi bize Hodan (Kaldirik) otonu tanıttı. Bir torba dolusu topladık birlikte. Akşama yumurtalı Hodan yapacağım. İlk defa yiyeceğiz. Çok şifalıymış bu ot. Ve çok da lezzetli.

Dönüşte gene yemek yedik ve artık çadır toplama zamanı geldi. Hızlıca toplandık. Dönüş yolunda Şimşirlik e uğramadan edemedim. Sezgin ablaya süpriz yaptık. Oranın o samimi ve sıcak havasını çok kısa da olsa içimize çekip az da olsa özlem gideririz dedim. Ama özlemim daha da arttı. Kısacık an yetmedi. Dere, Ördekler, Dobrovski, Şevfik ve en çok da Şimşir içime işledi. Sonra en kısa zamanda Şimşirlik Alabalık tesislerine çadırla gelmeyi yazdım tekrar kafama ve yola çıktık.
Bir nefis haftasonu daha bitti. Ama maceralar yeni başlıyor. :))

Not: Biz bu gezi de sadece doğaya odaklanmak istediğimizden fotoğraf makinesi getirmedik. Fotoğraflar gezideki diğer arkadaşlardan.

This entry was posted on Monday, April 27th, 2015 at 12:04 and is filed under Günlük. You can follow any responses to this entry through the RSS 2.0 feed. You can leave a response, or trackback from your own site.